“İstanbul’da Bir Ruh Var”
Meksikalı Aldo, Türkiye’ye yolu tesadüfen düşmüş bir turist değil. İstanbul’a ikinci gelişi ve şehirle kurduğu bağ, kısa sürede sıradan bir seyahat deneyiminin çok ötesine geçmiş durumda. İlk ziyaretini mart ayında, 30 yaşına girdiğinde kendisi için “özel bir şey yapmak” istediği bir dönemde gerçekleştirmiş. Bu kez ise Türkiye’de toplam üç ay kalmayı planlıyor.
İstanbul’a dair ilk izlenimlerini anlatırken kelimelerini özellikle seçiyor. Şehrin onu etkileyen yanları sadece tek bir başlık altında toplanabilecek türden değil:
“Burası inanılmaz bir şehir. Yemekler, insanlar, camiler, mimari… Ama asıl mesele atmosfer.”
Aldo’ya göre İstanbul’u diğer şehirlerden ayıran şey, yalnızca tarihi yapılar ya da turistik cazibe noktaları değil. Burada daha derin, daha hissedilen bir unsur var:
“İstanbul’da bir ruh hissediyorsun. Bir atmosfer var. Bunu Avrupa’daki birçok şehirde hissedemiyorsun.”
Türkiye ve Meksika Arasında Kurulan Bağ
Aldo’nun Türkiye’de kendini bu kadar rahat hissetmesinin temel nedenlerinden biri, ona fazlasıyla tanıdık gelen sosyal yapı. İstanbul’u anlatırken sık sık Meksika’yla karşılaştırma yapması da bundan kaynaklanıyor:
“Bence Türkiye Meksika’ya çok benziyor. Meksika’da sosyal hayat ve aile çok önemlidir.”
Aile kavramı, Aldo’nun gözünde iki ülke arasındaki en güçlü ortak noktalardan biri. Türkiye’de geçirdiği süre boyunca gözlemlediği aile ilişkileri, ona memleketini hatırlatmış:
“Meksika’daki aile ortamıyla Türkiye’de gördüklerim arasında çok fazla benzerlik var. Aile burada da çok önemli.”
Bu benzerliğin sadece din ya da geleneklerle açıklanamayacağını düşünüyor. Ona göre hem Meksika’da hem de Türkiye’de aile, toplumun merkezinde yer alan temel bir yapı taşı.
Misafirperverlik Günlük Hayatta Ortaya Çıkıyor
Aldo’nun Türkiye’de en çok dikkatini çeken konulardan biri de misafirperverlik. Ancak bu misafirperverliği büyük jestlerden ziyade, günlük hayatın küçük anlarında fark ettiğini söylüyor. Basit bir kahvaltı rutini bile buna örnek olmuş:
“Kahvaltı için simit alırken bile insanlarla kısa ama çok nazik sohbetler edebiliyorsun.”
Bu tür küçük etkileşimler, Aldo’ya göre Türkiye ile Meksika arasındaki bir başka güçlü benzerliği ortaya koyuyor:
“Mexico City ve İstanbul çok turistik şehirler. Ama asıl benzerlik, insanlarının yabancılara açık olması.”
Ona göre her iki şehirde de turist olmak, dışarıdan gelen biri gibi hissetmek anlamına gelmiyor. İnsanlar iletişime açık, sohbet etmeye istekli ve yabancılarla hızlı bağ kurabiliyor.
Günlük Hayatta En Çok Şaşırdığı Anlar
Türkiye’de Aldo’nun tamamen yeni bulduğu deneyimlerin başında ezan sesi geliyor. Günde beş vakit duyulan bu çağrı, onun için alışılmadık bir deneyim olmuş:
“Günde beş vakit ezan duyduğunda, bunu ilk kez yaşıyorsan gerçekten şaşırıyorsun. Meksika’da böyle bir şey yok.”
Bir diğer dikkatini çeken detay ise 10 Kasım’da Atatürk için yapılan saygı duruşu. Henüz bu ana birebir tanıklık etmemiş olsa da, izlediği videolar onda derin bir etki bırakmış:
“Dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan İstanbul’un bir dakika boyunca durması çok etkileyici.”
Farklılıklar Var Ama Yabancılık Yok
Aldo, Türkiye’deki dini pratiklerin ve cami kültürünün Meksika’daki kilise kültüründen oldukça farklı olduğunu söylüyor. Camilere ayakkabısız girilmesi, abdest alan insanlar ve günlük dini ritüeller onun için yeni deneyimler. Ancak bu farklılıklar, onda bir yabancılık hissi yaratmamış:
“Bir aydır buradayım ve kendimi evimde gibi hissediyorum.”
Bu hissin sadece kültürel benzerliklerden değil, kurulan insan ilişkilerinden kaynaklandığını özellikle vurguluyor:
“Burada kurduğun bağlantılar seni bu ülkeye bağlıyor.”
İstanbul’u İlk Kez Gelecek Birine Ne Önerir?
Aldo’ya göre Türkiye’ye ilk kez gelen birinin tarihi ve turistik durakları görmesi şart: Ayasofya, Sultanahmet ve çevresi. Ancak İstanbul’u gerçekten tanımak isteyenler için daha yerel bir rota öneriyor:
“Kadıköy’ü çok seviyorum. Bir bira içmek, sohbet etmek, Moda sahilinde yürümek… Daha yerel bir İstanbul.”
Türkiye’ye Bakışı Değişti mi?
Başlangıçta Türkiye’de ne kadar kalacağını bilmediğini söyleyen Aldo, şimdi bu sürenin yetmediğini fark etmiş. Vize süresi nedeniyle kısa bir süreliğine Yunanistan’a geçtiğinde bu duygusu daha da netleşmiş:
“Yunanistan güzeldi ama aklım hep İstanbul’daydı. Geri dönmek istedim.”
Bugün Türkiye’ye dair hislerini tek bir cümleyle özetliyor:
“Burada daha fazla kalmak istiyorum.”
