Update cookies preferences

Viyana Her Türk’ün Hayali (Ben Hariç)

Viyana, tarihteki yerinden dolayı olsa gerek her Türk’ün hayallerini süsleyen bir memleketmiş. Her genç orayı görmek, orada yaşamak ve hatta bir gün orayı fethetmek istermiş. Ben bunları çok sonra öğrendim. Yani Viyana’nın tarihimizdeki yerini elbette biliyordum fakat ona böyle bir önem hiç atfetmemiştim. Viyana benim için sıradan bir Alman şehriydi; Almanların yaşadığı bir şehir de ne denli çekici olabilirdi ki? Ama bir şekilde yolum bu memlekete de düştü ve zihnimde bir Viyana tasviri oluşmuş oldu.

Viyana… Türklerin kapılarına dayandığı Viyana, kuşatılıp alınamayan fakat bir gün alınacağına (kimin, kim için bilinemese de) inanılan Viyana… Yukarıda da bahsettiğim gibi, daha önce Viyana’ya gitmeyi hiç düşünmemiştim. Ama bir gün ani bir şekilde ucuza bilet bulunca dostum Mirbanu ile Budapeşte gidiş, Viyana dönüş bileti aldık. Biletin tarihine altı ay vardı ve cebimizde beş kuruş para yoktu. “Altı ayda biriktiririz” dedik ama olmadı; giderken yine cebimizde neredeyse beş kuruş yoktu. Borç harç çıktık yola. İlk durağımız Budapeşte oldu, sonrasında Prag’a da uğradık ve artık o efsanevi şehir Viyana’daydık.

Türk Şehri Viyana’ya giriş ve Konaklama

viyana devlet operası dis cephe


Prag bizim için büyüleyici bir şehir olmuştu; onu bırakıp Viyana’ya geçmek hem bir heyecan hem de bir üzüntüydü. Sabah erkenden kalkıp, nedense Sovyet rüzgârı estiren otelimizden çıkarak otobüsle Viyana’ya geldik. Terminalden inip Viyana’ya ayak basar basmaz, Prag gibi masalsı bir şehirden ayrıldığımızı ve artık bir Alman şehrinde olduğumuzu anlamıştık. O an için kendimizi bir Cermen şehrinde sansak da, daha sonra aslında bir Türk şehrinde olduğumuzu anlayacaktık.

Konaklamamızı ayarlamayı bayağı bir gece bırakmıştık. Son iki hafta kala konaklamamızı ucuza getirmek için oradaki Türk topluluklarıyla iletişime geçtik. Tahmin ettiğimizden çok daha fazla Türk’ün Viyana’da yaşadığını gördük. Bu durum bizi heveslendirse de istediğimiz gibi olmadı ve üç günlük gezimiz için uygun bir mekân sağlayamadık. Geç kaldığımızdan ucuz ve merkezi hosteller de dolmuştu. Nedense içimizi “bir şekilde hallederiz” rahatlığı kaplamıştı ki, son günlerde merkezden yürüyerek ulaşabileceğimiz bir hostelde yer açıldı ve rezervasyon yaptırdık.

Hostele vardığımızda kapıyı şifreyle açıp içeri girdik. Başta bize güvensiz hissettiren hostelin girişinde bir namazlık ve üzerinde Arapça “Allah” ve “Muhammed” yazan bir saat görünce biraz daha rahatladık ve odamıza geçtik. Biraz dinlenip şehri keşfe çıkmayı planlıyorduk fakat sokaktan geçen insanların konuşmaları uyumamıza bir türlü müsaade etmiyordu.Aslında uyurken sesi sorun eden biri değilimdir ama sokaktan geçenlerin hepsinin Türkçe muhabbet ediyor olması, her seferinde Mirbanu ile birbirimize bakıp gülmemize sebep olmuş ve uyuyamamıştık. O an, Türk Şehri Viyana’da olduğumuzu anlamıştık.

Şehre ilk bakış

viyana muze sanat eserleri ziyaretciler

Beklentilerin Üzerinde Bir Karşılama

Hostelde biraz dinlendikten sonra şehri keşfetmek için sokağa çıktık. Hostelden dışarı adım atar atmaz yaşlı bir teyze beni durdurdu. Gülümseyerek bana bir şeyler sormaya çalıştı. Liseden kalma iki üç Almanca kelime hiçbir şeye yetmediği için onu asla anlamadım ama o da vazgeçmedi. Bana nereli olduğumu sordu, bir iki Almanca kelime öğretmeye çalıştı. Tam olarak ne sorduğunu, neden sorduğunu bilmiyorum ama bu kadar sıcakkanlı bir şekilde konuşması beni çok şaşırttı.

Teyzeyle vedalaştıktan sonra merkeze doğru ilerledik. Ara bir sokaktan çıktığımız bir meydandaysa pazar kurulmuştu. Birkaç ikinci el ve antika tezgâhı ürünlerini sergiliyordu. Orada yeşil bir elbise dikkatimi çekti; incelemeye başladım. Üzerime olur mu, olmaz mı, bana uygun yaptırılabilir mi derken yine Alman teyzeleri etrafımda buldum. İki teyze elbiseyi elimden aldı, üzerime tutarak ölçmeye ve bana tavsiyeler vermeye başladı. “Beli tam olur, şurasını dikersin, burası tam olur, ay çok yakıştı” diye etrafımda döndüler. Yarı İngilizce, yarı Almanca bir şeyler anlatıyorlardı. Neye uğradığımı şaşırdım ve tabii ki o elbiseyi aldım.

Bana elbiseyi satan şey, kesinlikle teyzelerin tatlılığı karşısında yaşadığım şoktu. Yıllarca Almanların çok soğuk insanlar olduğunu düşünmüştüm. Nedense aklımda, Almanların Türkler başta olmak üzere yabancıları sevmediği ve çok soğuk insanlar olduğu gibi sert bir düşünce vardı. Bu düşünceler Hollanda seyahatimden sonra değişmeye başlamıştı ve Viyana’daki sıcak karşılama ile tamamen değişti. Ya karşılaştığım Almanlar tam olarak Alman değildi ya da benim kafamdaki Alman tanımı çok yanlıştı.

Labirent Şehir

viyana stephansdom ic mekan

Ben normalde kafasında haritalarla dolaşan bir insanımdır. Herhangi bir şehirde sokağa çıkıp birkaç saat gezdikten sonra zihnimde oranın haritası şekillenir; bir daha da unutmam. Bu yüzden kolay kolay kaybolmam. Fakat Viyana bana büyük bir ters köşe yaptırmıştı. Tüm sokaklar birbirine benziyordu; nereden girsem başka bir yerden çıkıyordum, bir türlü kafamda şehri çözemiyordum ki dönene kadar da çözemedim.

Planların dışında bir gün

viyana rathaus gece manzarasi

Viyana’da iki buçuk günümüz vardı. Şehri cumartesi ve pazar günü gezecek, pazartesi de birkaç işimizi halledip havalimanına geçecektik. Hafta sonu olduğu için otelimizin bulunduğu mahalle ve etrafı çok sakindi. Yürüyerek ortalama yirmi dakika içinde şehir merkezine geldik. Bu seyahatimiz boyunca gezdiğimiz şehirlerin önemli yerleri hep çok kalabalıktı. Viyana için de aynısı geçerliydi; ara sokaklar sakinken merkez turist kaynıyordu. Böylesi bir kalabalıkta en zor şey, önceden kurduğunuz planlara uymak oluyor. Çünkü girmeyi istediğiniz yerlerin önünde uuuupuzun kuyruklarla karşılaşabiliyorsunuz.

Biz de bu yüzden planlarımızı bir kenara bırakarak şehir içinde dolaşmaya başladık.Şehir merkezinde her döndüğünüz köşede karşınıza başka bir eser çıkıyor. Şehir, mimarisini başarılı bir şekilde korumayı başarmasının yanında onu günlük hayata da çok güzel entegre etmiş. Tarihin içinde bir gezinti yapmak için öyle özel bir yere gitmeye ihtiyaç yok. Üniversiteler, belediye binaları gibi yapılarla insanlar doğrudan tarihi binaların içinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

Biz de gün boyu bu mekânlarda dolaşarak şehri tanımaya çalıştık. Sarayın binaları büyük bir alanı kaplamıştı ve her biri farklı amaçlarla kullanılıyordu. Bu binalar arasında dolandık; Hofburg Sarayı’nın arka bahçesinde Prens Eugen’in ayakları altındaki Osmanlı sancağını ve bunun gibi birçok farklı eseri gördük. Akşama doğru, yarın gitmeyi planladığımız sanat tarihi müzesi için sıra beklemeden bilet almayı başardık. Gün sonunda ise belediye binasının önündeki parkta uzun uzun dinlendik.

Alman Döneri

Artık akşam olmuştu ve acıkmıştık. Ne yesek diye düşündüğümüzde aklımıza tabii ki Alman döneri geldi. Gelmeden önce gördüğümüz ve sürekli önerilen bir yer vardı fakat hem konumu uzaktı hem de yakın zamanda giden insanlardan, Alman döneri olmaktan çok klasik Türk döneri olduğunu duymuştuk. Bu yüzden haritalardan yüksek puanlı dönercileri incelemeye başladık. Konum olarak yakında, puanı yüksek ve ismi nedense güven veren Ali Gemüse Döner’e gittik.

Konuma doğru giderken büyük bir kilisenin önündeki parkta kalabalık bir punk grubu toplanmıştı. Gürültülü şarkılar söyleyip eğlenen grubun yanına gidip biraz izledik ama kafaları pek yerinde gibi durmadığından uzaklaşıp yolumuza devam ettik. Dönerciye geldiğimizde önünde Alman gençlerden oluşan bir kuyruk görünce doğru karar verdiğimizi anladık. Dönerlerimizi aldık ve mekânın tek masasına oturup yedik. Avrupa’nın her yerinde olduğu gibi burada da kapı önlerinde ayakta yemek yiyip sohbet etme kültürü olduğundan, mekânda başka masa yoktu.

Viyana Et döner
ali gemuse

Her neyse, dönere dönecek olursak benim yediğim en iyi dönerlerden biriydi. İçerisindeki farklı sosları, sebzeleri ve peyniriyle tam olarak benim damak zevkime göre bir yiyecekti. Güzelce yemeklerimizi yedik ve otelimize doğru uzun yolculuğumuz başladı. Merkezin diğer tarafına geçerek otelden iyice uzaklaşmıştık. Gece yarısı, Viyana’nın ara sokaklarından yaklaşık kırk dakika yavaş yavaş yürüyerek otelimize ulaştık. Artık Viyana’yı az da olsa tanımış, karnı tok ve mutlu insanlardık.


Viyana’da ikinci gün

viyana muze caravaggio tablosu

Sabah erkenden uyanmamızla Viyana’da ikinci günümüz başlamış oldu. Önceki gün neredeyse tüm şehri dolaşmıştık, o yüzden artık labirent şehrin sokaklarına az da olsa hâkimdik. İkinci gün için çok da bir plan yapmamıştık. Tek hedefimiz Viyana Sanat Tarihi Müzesi’ni gezmekti. Normalde Viyana’da görecek çokça mekân vardı fakat biz bir haftadır geziyor olmanın getirdiği yorgunlukla çok fazla mekâna girip çıkmak istemedik.

Viyana Sanat Tarihi Müzesi, sarayın bir parçası olduğu ve içinde çok değerli eserler barındıran kooocaman bir müze olduğu için sadece onu gezmek bize yeterli geldi. Bazı bölümleri hızlıca geçmemize rağmen müzeyi gezmek neredeyse dört saatimizi aldı.Müzenin içindeki hediyelik eşya dükkânında alışveriş yaptık. Normalde müzelerin kendi dükkânları çok pahalı olduğundan tercih etmezdik fakat Viyana başlı başına pahalı bir şehir olduğu için sokaktakilerle arasında büyük bir fark yoktu. Oradan aldığım defterler, bana ve sevdiklerime eşlik etmek üzere benimle Türkiye’ye geldiler.

Yemek Yemek Yemek

viyana schnitzel geleneksel yemek

Müzeden çıktıktan sonra yine sokaklarda gezmeye başladık. Artık seyahatimizin neredeyse son günü olduğu için kalan paraları korkmadan harcayabilirdik. Benim para harcamayı en sevdiğim şey yemektir. O yüzden hemen aklımızda kalan yemekleri yemeye geçtik. Önce şinitzel, sonra da aklımda kalan Viyana tatlılarını yedim. Açıkçası hiçbirinde beklediğim lezzeti alamadım. Önceki gün yediğim dönerden aldığım tatmini hiçbirinden alamadım. Ali Gemüse, bu şehrin en iyi lezzeti olarak aklıma kazındı.

viyana elmalı strudel

Tüm gün şehirde dolaştıktan sonra otele doğru yola koyulduk. Günün devamını yemek yeme günü ilan ettiğimiz için otele yakın bir pizza restoranına oturduk. Yurt dışında helal yemek zor olduğu için İtalyan restoranlarının pizza ve makarnaları çok güzel bir seçenek olabiliyor. Güzel bir mekânda, çok güzel bir hizmetle çok güzel bir yemek yedik. İtalyanların yemeklerine ve restoran hizmetlerine bayılıyorum. Bu kadar kibar ve hoş sohbetli insanlardan, bir de bu kadar güzel yemekler yemek mükemmel bir şey.

Last but not Least Gerçek Viyana

Artık Viyana’da son saatlerimizdi. Akşam beşte uçağımız olduğu için erkenden uyanıp toparlandık. Gelirken, daha önce Viyana Üniversitesi’nde staj yapmış bir arkadaşımızdan bir emanet getirmiştik ve onun için tekrar merkeze gidip teslim etmemiz gerekiyordu. Açıkçası o emanet olmasa, o gün otelde takılır, bir iki vintage dükkân gezer, alışveriş yapar ve havalimanına geçerdik. Ama iyi ki de şehir merkezine gitmişiz.

Bizim gezimiz hafta sonuna denk geldiği için gezi boyunca şehir adeta uyuyordu. Hatta uyuyormuş; biz de gidip canlı hâlini görünce anladık. Merkeze gittiğimizde her yerde öğrenciler dolaşıyor, insanlar kafelerde oturup sohbet ediyordu. Hafta sonu boyunca turistlere teslim edilen şehir, birden yerel halkla dolmuştu. Şehrin o hâlini göremeseydim, sadece bir turist şehri olduğunu düşünebilirdim. Şehre son kez göz gezdirdik, üniversiteye gittik, biraz da alışveriş yapıp artık eve dönmek için havalimanının yolunu tuttuk.

Vatikan: Papa’yla bir Pazar Ayini yazımızı buradan okuyabilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir